GEBELİKTE YAPILAN TESTLER HANGİLERİDİR ?
Reklamlar
Reklamlar
Normal bir gebelikte hangi
test ne zaman?
İdeal olan bir kişinin gebelik öncesi bir jinekologa
gidip muayene olması ve sonrasında bilinçli
şekilde gebe kalmasıdır.
Ancak maalesef pek az bayan gebelik öncesi biz
hekimlere gelip muayene olmaktadır.
Normal bir gebelik izlemindeki haftaları ve takiplerde yapılması gereken
tetkikleri gebelik haftalarına göre aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz.
İlk doktor ziyareti: 6-8.
hafta
En sık tahlillerin istendiği dönem ilk muayenedir. Bu dönemde anne
adayları,
daha önceden bildikleri veya bilmedikleri hastalıklar açısından adeta
bir check-
up’tan geçirilirler.
• Ultrason
Ultrasonda düzgün gebelik kesesi içinde kalp atım hızı 100/dk’nın
üzerinde olan embriyo ile embriyoyu besleyen keseyi (yolk sac) görmek
mümkündür.
Ultrasonda ayrıca rahimde myom, yumurtalıklarda kist türü her hangi bir
kitlenin varlığı araştırılır. Cerviksin (rahim ağzının) uzunluğu ve
şekli de değerlendirilir.
Bu gebelik haftalarında vajen içinden (transvajinal yolla) yapılan
ultrason karından (transabdominal) yapılana göre daha net bilgi verir ve
tercih sebebidir.
Transvajinal yolla yapılan ultrasonda son adet tarihine göre 5 hafta 4
günlükken, transabdominal yolla yapılanda ise 6 haftalıkken bir embriyo
ile kalp atımlarını görmek mümkündür.
• Kan grubu, Rh
Gebenin kan grubu Rh negatif, eşinin kan grubu Rh pozitif olması
durumunda “Kan uyuşmazlığı” (Rh/rh) durumundan bahsedilir.
Anne rahmindeki bebeğin kan uyuşmazlığından etkilenip etkilenmediğini
anlamak için ise “İndirect Coombs testi” yapılmalıdır.
İndirect coombs testi negatif olan gebeler, kan uyuşmazlığına bağlı
bebekte bir etkilenme durumunun olmadığı anlaşılarak takibe alınırlar.
28.haftada tekrarlanan İndirect coombs testi negatifliğinin devamı
durumunda bebeği son aylara kadar kan uyuşmazlığından korumak için “Anti
D Immunglobulin” enjeksiyonu yapılır.
Yine, kan uyuşmazlıkları olan gebelerde doğumdan sonra bebeğin kan
grubuna bakılır. Kan grubunun Rh pozitif olması durumunda anneye yapılan
Anti D Immunglobulin uygulaması tekrarlanır.
Anne adayı kan grubunun Rh negatif, baba adayınınkinin ise Rh pozitif
olması dışındaki tüm olasılıklarda kan uyuşmazlığı söz konusu değildir.
• Tam kan sayımı
Tam kan sayımı ile gebeliğin başlangıcında herhangi bir “kan eksikliği
(anemi)” durumunun varlığı araştırılır.
Kan eksikliği demir eksikliğine bağlı olabileceği gibi Megaloblastik
anemi, Pernisiyöz anemi, Orak hücreli (Sickle cell) anemi, Thalesemi
durumları, maligniteler ve bazı sistemik rahatsızlıkların bir belirtisi
olarak da karşımıza çıkabilir.
Ülkemizde özellikle Akdeniz ve Ege bölgelerinde Thalesemiye (Akdeniz
anemisi) bağlı anemiler sıklıkla görülmektedir.
“Anemi” ile ilgili detaylı bilgi almak için tıklayınız >>>
• Kan biyokimyası: Açlık kan şekeri (AKŞ), Üre (BUN), SGOT, SGPT,
Kreatinin
Karaciğer ve böbrek hastalıklarının gebeliğin hemen başlangıcında
tespiti takip açısından önemlidir. Nitekim gebelikte bu organların
yükleri de artacaktır.
İleri derecede böbrek veya karaciğer problemlerinde gebelik
sonlandırılabilir. Özellikle şeker hastalığı (diabet), yüksek tansiyon
(hipertansiyon) gibi sistemik rahatsızlıkların varlığında bu testlerin
önemi artar. Bu durumlarda hekimler ek olarak bazı testler de
isteyebilir.
• TORCH taraması: Toksoplasma, Rubella (Kızamıkçık), CMV (Sitomegalovirüs),
Herpes Tip 2 enfeksiyonları Ig M ve Ig G antikorları taranır.
Bu tür enfeksiyonlar gebelik harici dönemlerde geçirildiğinde her hangi
bir problem oluşturmazken gebeliğin özellikle ilk üç ayında
geçirildiğinde bebekte bir takım sakatlıklara yol açabilir.
Toksoplasma özellikle kedi ve köpek dışkıları bulaşmış yenilen
gıdalardan alınır. Özellikle çiğ et ve iyi yıkanmamış meyve ve sebzeler
Toksoplasma parazitinin geçmesinde rol oynar. Gebeliğin başında yapılan
antikor tarama testlerinde Ig M ve Ig G antikorlarının her ikisinin de
negatif olması durumu vücudun toksoplasma paraziti ile hiç
karşılaşmadığını gösterir. Bu durumda gebeliğin sonuna dek
toksoplasmadan korunma şarttır.
Toksoplazmadan korunmak için kedi, köpek cinsi hayvanlardan gebelik
süresince uzak durmak, eğer evde besleniyorsa aşılarını yaptırmak,
yenilen etleri iyi pişirmek, çiğ et yememek, yemek öncesi elleri iyi
yıkamak ve meyve-sebzeleri bolca suyla yıkamak gereklidir.
Ülkemizde çiğ et tüketimi alışkanlığının yaygın olduğu Doğu ve Güneydoğu
Anadolu bölgelerinde, toksoplasma enfeksiyonları daha sıklıkla
görülmektedir.
Rubella (Kızamıkçık), CMV (Sitomegalovirüs), Herpes Tip 2 enfeksiyonları
ise daha çok hasta kişilere temas yoluyla bulaşan rahatsızlıklardır.
Özellikle Rubella (kızamıkçık) mikrobu ile gebeliğin ilk üç ayında
karşılaşıp hastalığı geçiren kişilerde gebelik kesinlikle tahliye
edilmelidir.
• Tam idrar tahlili, gerekirse idrar kültür- antibiyogramı
İlk vizitte yapılan idrar tahlilleri böbrek fonksiyonlarının indirekt
bir göstergesi olduğu gibi gizli veya aşikar idrar yolu enfeksiyonu
varlığını konusunda da bilgi verir.
İlk aylardaki idrar yolu enfeksiyonları gebeliğe bağlı bulantı ve
kusmaları arttırır, idrarda yanma ve/veya kasık ağrılarına neden
olabilir.
Son aylardaki gizli veya aşikar enfeksiyonlar ise erken doğum
sancılarına sebep olabilir.
• Servikovaginal smear testi (PAP smear testi)
Gebelikte salgılanan hormonlar neticesinde rahim ağzı (cervix)
kanserlerinde artış meydana gelmektedir. Bu nedenle gebelere ilk
aylarında smear testi uygulanarak böyle bir durumun varlığı
araştırılmalıdır.
Ülkemizde gebelerin pek çoğu yanlış bir inanışla bebeklerine zarar
geleceğini düşündüklerinden bu tür bir işlemi kabul etmezken doktorları
da ilk ayında hastalarını muayeneden korkutmak istemedikleri için
genelde bu işlemi ihmal ederler.
• Kanama profili
Kanama profili testleri içinde aPTT, PTT, INR, Fibrinojen, Trombosit
sayımı vardır.
Hem normal doğum hem de sezaryen kanamalı bir işlemdir. Gebelerin
“kanamaya yatkınlıkları” ilk vizitte belirlenmelidir. Ayrıca hastaların
kendi ifadelerinden önceden olan kanamaya yatkın bir durumlarının olup
olmadığı sorgulanır.
Özellikle bir takım kalp hastalıklarında bazı hastalar kanamayı
engelleyici hap veya iğneleri kullanmak zorunda olabilirler. Bu tür
durumların varlığında gebelikteki izlemler arttırılır ve doğum öncesi
bazı önlemler önceden alınır.
• Hepatit B, Hepatit C, AIDS taraması
Hepatit B için HbsAg ve Anti Hbs, Hepatit C için Anti HCV, AIDS için ise
Anti HIV testleri yapılarak her hangi bir taşıyıcılık durumunun olup
olmadığı araştırılır.
Bu tür viral hastalıklar cinsel ilişki, kan veya doğum yoluyla bulaşır
ve genelde kişilerde uzun bir süre taşıyıcılığa (portörlük) sebep
verebilirler.
Taşıyıcı (portör), “hasta olmadığı halde hastalığı bulaştırabilen”
demektir. Bu kişilerin vücutlarında barındırdıkları virüsler gebelik
sırasında plasenta yoluyla bebeğe geçmesine rağmen bebekte her hangi bir
sakatlığa neden olmazken, yenidoğan bebeklerin immün direnci
(bağışıklığı) yetişkinlere göre daha az olduğu için bebeklerde doğumdan
sonra bazı problemlere yol açabilirler. Bu problemler bebeklerde
hastalığa yakalanma veya hastalığı taşıma şekillerinde olabilir.
Hepatit B taşıyıcı annelerin bebeklerine doğum sonrası aşı ile serum
uygulaması yapılır ve belirli aralıklarla aşı tedavisi devam eder. Bu
şekilde bebeğin aktif olarak bağışıklanması sağlanır. Ancak maalesef
Hepatit C ve AIDS virüsünü taşıyan gebelerin doğan bebekleri için
hastalıktan koruyucu etkin bir tedavi günümüzde bulunmamaktadır.
2. vizit: 10-13. hafta
• Ense kalınlığı (Nuchal Translucency, NT)
Bu haftalar arasında fetusun anatomik organları ve büyüklüğü
değerlendirilir. Ayrıca ulrasonla ense kalınlığı (Nuchal Translucency,
NT) ölçülür (Yandaki resim).
Ense kalınlığının uygun ölçümün yapılabilmesi için fetus son adet
tarihine göre 11 ile 13 hafta 6 gün arasında ve baş-popo mesafesi 45-84
mm arasında olmalıdır.
Ense pilisinin kalınlığı; Trizomi 21 (Down sendromu, mongolizm), Trizomi
18 gibi kromozomal bozukluklarda ve bebeğin özellikle kalp gibi bazı
organların problemlerinde artar. Bu artışın nedeni bebeğin ense
bölgesindeki sıvı birikimidir (ödem) ve bunu ultrasonla yakalamak
mümkündür.
Normal olarak bebeğin ense kalınlığı gebelik haftası ilerledikçe artar.
Genel olarak 3 milimetrenin üstü patolojik kabul edilir ve bu durumda
fetus özellikle “Down sendromu” açısından ileri değerlendirmeye alınır.
Ense kalınlığı ölçümü, son yıllarda gebelik takiplerine girmiş bir
yöntemdir. Ayrıca yapılması belirli bir deneyimi gerektirir.
• I. Trimester tarama testi (İkili test)
Son on yılda dünyada, son 4-5 yılda da ülkemizde yaygınlaşan ilk
trimester tarama testinin amacı Down sendromunun erken gebelik
haftalarında yakalanmasıdır.
Son adet tarihine göre 9-13. gebelik haftaları arasında uygulanan testte
anne adayından kan alınarak serbest β-HCG ve PAPP-A biyokimyasal
değerlerine bakılır.
Down sendromunda anne kanında, serbest β-HCG değerleri normalin iki katı
yüksek iken PAPP-A değerleri normalin 2.5 da biri (%40’ı) kadardır.
“İkili test” olarak anılan işlemde her iki biyokimyasal değer bilgisayar
programında değerlendirilir ve ortaya bir risk oranı çıkar. Risk
oranının 1/250’nin üzerinde olması Down sendromu açısından ileri tetkiki
gerektirir.
Testin pozitif olması durumunda yapılması gereken ileri aşama, “koryon
villüs biyopsisi” adı verilen plasentanın bebeğe ait kısmından küçük bir
parça alınarak kromozom açısından analizi ile teşhisin sağlanmasıdır.
Son yıllarda ikili teste eklenen “Nuchal Translucency (NT, ense
kalınlığı, ense pilisi kalınlığı)” ölçümleri ile birlikte
değerlendirilmesiyle test “üçlü test” adını almıştır.
3. vizit: 16-18. hafta
• Ultrasonda; fetus bir bütün olarak anomali taraması açısından
değerlendirilir.
• II. Trimester tarama testi (Üçlü Test, Triple Test)
Üçlü test uygulamasındaki amaç; bebeğe ait özellikle Down sendromu,
Trizomi 18 gibi kromozom bozuklukları ile birlikte “Nöral tüp defektleri”
adı verilen bir takım anomalileri taranmasıdır.
Üçlü test; gebeliğin 16-19. haftaları arasında anne kanından
alınan örnekte β-HCG, alfa feto protein (AFP) ve bağlanmamış estriol
(uE3) denilen üç biyokimyasal maddenin ölçümü ile yapılır. Bu ölçümler
gebelik haftasına göre annenin yaşı, vücut ağırlığı, ırkı, annede
diyabet olup olmaması, sigara içip içmediği, öyküde önceki gebeliklerin
özellikleri ile birlikte değerlendirilir. Büyümekte olan bebekte
olabilecek nöral tüp defekti ve bazı kromozomal anormalliklerle (Down
sendromu ve trizomi 18) karşılaşılma riski hesaplanır.
Üçlü test bir tanı testi değil “tarama testi (screening test)” dir.
Testin amacı bebek ve anne açısından riskli yöntemleri kullanmadan
bebekte olabilecek anomali riskini saptamaktır. Eğer test sonucunda risk
belirli bir düzeyin üzerinde çıkarsa (genel olarak 1/270 den fazla
olması durumunda) “amniyosentez” adı verilen işlem yapılarak kesin tanı
konulur. Yani amniyosentez bir “teşhis testi (diagnostic test)” dir.
Amniyosentez işleminde anne karnından ince ve uzun bir iğne yardımıyla
amniyon sıvısı alınır. Tecrübeli ellerle yapıldığında oldukça ağrısız ve
bebek için riskleri azdır.
Alınan sıvıda bebeğe ait dökülen canlı hücreler vardır. Bu hücreler özel
bir kültür ortamında bekletilerek üretilir. Üretilen hücreler belli bir
safhada toplanılarak kromozomları ayrıştırılır ve mikroskop altında
görüntülenerek kromozomlar analiz edilir.
Kromozom analizinde görüntülenen hücreler direkt bebeğe ait olduğu için
bebeğin kromozom yayılımını gösterir. Bu şekilde bebeğe ait
kromozomlarda olan problemler rahatlıkla görülebilir ve aynı zamanda sex
(cinsiyet) kromozomlarının incelenmesiyle bebeğin cinsiyeti de ortaya
çıkar.
Karından bir ince iğneyle ultrason eşliğinde amniyon kesesine
girilir.Yaklaşık 20 cc amniyon sıvısı enjektör ile aspire edilerek
genetik laboratuara gönderilir.
Nöral tüp defektleri (NTD) bebeklerde görülen anomaliler (bebekteki
kusurlar) arasında ilk sıraları almaktadır. Birkaç ayrı türü vardır.
Bunlardan biri bebeğin beyin dokusunun bir bütün olarak gelişmemesidir,
“anensefali” adı verilen bu en ağır şekli ölümcüldür.
Nöral tüp defektlerinin diğer türleri ise omurilikle ilgilidir. Omurilik
gelişirken onu çevreleyen omurga kemiklerinin tam kapanmaması sonucu
omurilik dokusu bebeğin sırtındaki bir yarıktan dışarıya çıkar; bu
duruma “spina bifida” denilir. Dış etkenlere çok hassas olan bu sinir
dokusu zamanla zedelenir ve bebek belli bir seviyenin altında sinirsel
fonksiyonlarını yapamaz. Sonuç olarak bebek açısından yine ölümcül
olabilecek bir doğumsal anomalidir. Hafif şekildeki spina bifidalarda
doğum sonrası bir takım operasyonlarla düzelme şansı vardır.
Bu anomalilerde açıkta kalan dokudan “alfafetoprotein” (AFP) amniyon
sıvısına, buradan da anne kanına geçer. Anne kanından yapılan testlerde
bu gebelerde normal gebelerden daha yüksek miktarlarda alfafetoprotein
saptanır.
Spina bifidalı gebeliklerin % 85'i bu test ile yakalanabilmektedir.
Ancak test yapılan gebelerin %3-4'ünde her şey normal olmasına rağmen
yüksek sonuç verebilmektedir. Bu nedenle tek başına test sonuçlarıyla
tanı konmamaktadır.
Üçlü testte AFP yüksek ise ayrıntılı ultrason ile beyin dokusu ve
omurgalar değerlendirilir. Ultrason ile saptanamayan bir durum
varlığında amniyosentez yapılarak amniyotik sıvıdaki AFP miktarı
ölçülerek kesin tanı konulabilir. Ayrıca amniyon sıvısındaki
“asetilkolin esteraz enzimi”nin miktarına da bakılabilir.
AFP değeri yüksek fakat amniyosentezde ve ayrıntılı ultrasonografide
anomali saptanmayan gebeliklerde, bebeğin büyüme ve gelişmesinin daha
yakın takip edilmesi önerilmektedir.
Anne kanında yapılan üçlü test ile Down sendromu ile birlikte trizomi 18
riski de hesaplanabilmektedir. Down sendromlu bebekte normalde iki tane
olması gereken 21. kromozom üç tanedir.
Trizomi 18’de ise aynı problem 18. kromozomdadır. Trizomi 18’li bebekler
yaşamla bağdaşmaz ve genel olarak anne karnında veya doğumdan hemen
sonra ölürler. Trizomi 18 görülme sıklığı Down sendromuna göre oldukça
azdır.
Down sendromu (Trizom 21, mongolizm) yaklaşık olarak 850 doğumda bir
görülür. Tedavisi olmayan bu kromozom anomalisinde fiziksel ve zeka
geriliği olan bebekler söz konusudur.
Down sendromu görülme şansı yaşa bağımlı olarak artar. Özellikle 35
yaşın üzerinde risk önemli bir boyuta ulaşır. Ancak tüm Down
sendromluların %25-35’i yalnızca 35 yaş üzeri gebelik ürünü iken
%70-80’e varan oranlarda genç gebeliklerdedir. Üçlü testle Down
sendromlu bebeklerin %60'ına yakını (%5 yalancı pozitiflikle)
yakalanabilmektedir.
Son yıllarda üçlü testin Down sendromu yakalama şansını daha da
arttırmak amacıyla teste kandaki “İnhibin A” adı verilen biyokimyasal
değerinin de ölçülüp eklenerek testin “dörtlü test” şekline dönüşmesi
için yapılan çalışmalar umut vericidir.
Down sendromu riski yüksek çıkmış gebeliklerde kesin tanıyı koyabilmek
için anlatıldığı şekilde genetik amaçlı amniyosentez yapılması
gereklidir. Üçlü tarama testinin asıl amacı yaşamla bağdaşabilen ve ömür
boyu zeka geriliği ile giden Down sendromlu bebekleri yakalamaktır.
Amniyosentez sonucu yakalanan Down sendromlu bebekler çıkarılan sağlık
kurulu kararlarıyla tahliye edilirler.
Üçlü test ile diğer bazı anomalileri de saptamak mümkündür. Bebeğin
karın duvarı anomalilerinde (gastroşizis, omfalosel), böbrek
anomalilerinde de test sonuçları yüksek çıkabilir. Bu nedenle üçlü
testte artmış risk saptanan gebelere amniyosentez yapmadan önce tüm bu
anomaliler açısından ayrıntılı ultrasonografik değerlendirme (II.
basamak ultrasonografisi) yapılmalıdır.
4. vizit: 22-24. hafta
• Ultrasonda; servikal (rahim ağzı) uzunluk ve şekli ölçülür. Bebek
özellikle kalp, beyin ve diğer iç organlar açısından değerlendirilir.
• Servikal kültür ve fresh testleri
Gizli vaginal enfeksiyonları araştırmak için yapılır. Gebelikte
özellikle düşen hücresel tip vücut direnci nedeniyle “fırsatçı
enfeksiyonlar” olarak tabir edilen bazı vaginal enfeksiyonlar
gelişebilir. Bunların başında özellikle mantar enfeksiyonları (candida),
yanısıra Trichonomas ve Gardnerella enfeksiyonları da sayılabilir.
Genel olarak tedavi edildikten sonra nüks eden bu rahatsızlıklar
ilerleyen gebelik haftalarında tekrar tekrar tedaviye gerek
duyabilirler.
5. vizit: 24-28. hafta
• Tam kan sayımı
Anne adayının kan sayımı yapılarak gebeliğin bu ilerleyen haftalarında
aneminin gelişip gelişmediğine bakılır.
• Tam idrar tetkiki
İdrarda gizli enfeksiyonların varlığı araştırılır. Özellikle gebelerde
her hangi bir şikayet oluşturmaksızın yalnızca idrar tahlillerinde
bakteri ve lokosit görülmesi ile karakterize gizli idrar yolu
enfeksiyonları (asemptomatik bakteriüri) erken doğuma ve böbrek
enfeksiyonlarına (pyelonefrit) neden olabilir.
Tam idrar tetkikinde böyle bir durum saptanırsa idrar kültür-antibiyogram
testi yapılarak üreyen mikroorganizmanın türüne göre antibiyotik
başlanmalıdır.
• 50 gram glukoz yükleme testi
Bu gebelik haftasında kişilere sabah aç karınla 50 gram toz glukoz
sulandırılarak içirilir ve bir saat sonrasında tetkik için kan alınır.
Alınan kan örneğinde kan şekeri değerinin 140 mg/dl ve üzerinde olması
durumunda test pozitif olarak kabul edilir ve bu gebelerde bir gün sonra
100 gram standart glukoz tarama testine geçilir.
Bazı gebeler bu oldukça tatlı olan bu suyu içmede problem
yaşayabilirler, örneğin bulantı ve kusmaları olabilir. Bu durumda
laboratuara giderken yanlarında “limon” götürüp tatlı suyun içine sıkmak
suretiyle şikayetleri genel olarak giderilecektir.
100 gram standart tarama testinde bu kez gebelerden sabah aç karınla kan
alınır ve hemen sonrasında 100 gram toz glukoz sulandırılarak içirilir.
İçimden 1 saat, 2 saat ve 3 saat sonra tetkik için kan alınır. Böylece
açlık kan şekeri ile birlikte toplam 4 ayrı kan şekeri değeri elde
edilmiş olur. Bu 4 değerden 2 veya daha fazlasının standart değerlerin
üzerinde olması durumunda gebeler ”gestasyonel diabet (gebeliğe bağlı
diabet, gizli şeker hastalığı)” teşhisi alarak kalori kısıtlaması
amacıyla diyetisyene konsultasyona gönderilirler.
Gestasyonel diabeti olan gebelere diyetten kalori kısıtlaması yapılmazsa
annenin kan şekeri değerlerinin genel olarak yüksek olmasının bir sonucu
olarak; bebeğin normalden iri olması, doğumun zor olması, amnios suyunun
normalden fazla olması ve buna bağlı erken doğum riskleri gibi durumlar
oluşabilecektir. Ayrıca doğan bebeklerde doğum sonrası kan değerlerine
bağlı metabolik sorunlar meydana gelebilecektir.
Normale göre iri bebekler (makrozomi) halk arasında “tosuncuk” olarak
tabir edilirler.
• İndirekt Coombs Testi
Bu haftada yalnızca kan uyuşmazlığı olan gebeler yeniden İndirekt Coombs
testine bakılarak değerlendirilir, sonuç negatif ise bebeğin
etkilenmediği anlamına gelir. Bu durumda gebeliğin sonuna kadar
etkilenmeden (immünizasyon) korumak amacıyla gebeye “Anti D
Immunglobulin” iğnesi yapılıır.
6. vizit: 32. hafta
• Ultrasonda; fetusun gelişimi, iç organları ayrıntılı olarak
değerlendirilir. Ayrıca amniyon sıvısı, bebeğin duruş şekli, plasentanın
yeri ve görüntüsü, bebeğin rahim içindeki aktif hareketleri incelenir.
7. vizit: 34. hafta
• 6. vizitteki işlemler tekrarlanır. Riskli durumların varlığında
Doppler ultrasonografi ve NST gibi ek tetkikler istenebilir.
8. vizit: 36. hafta
• Utrasonda özellikle bebeğin duruşu, amnios sıvısı, plasentanın
görünümü ve bebeğin aktif hareketleri incelenir.
9. vizit: 38. hafta
Bebeklerin sağlık durumunu tespit etmek için birçok yöntem kullanıyoruz.
Hiçbir yöntemin tek başına duyarlılığının %100 olmadığını unutmamak
gerekir.
Gebelik izlemlerinde günümüzde yapılan araştırmaların çoğu, anne
adaylarının ve fetusun içinde bulunduğu ortamı sağlıklı kılmak veya bu
ortamın sağlık düzeyini tespit edebilmek içindir. Teknolojik
gelişmelerin ve bilgi çağının sunduğu olanakları tıbbın her alanında
olduğu gibi riskli gebeliklerin tespitinde ve takibinde kullanmak bir
avantajdır.
Son haftalarda bebeğin iyilik durumunu gösteren standart olarak üç ayrı
yöntem vardır. Bunlar:
Ultrasonografik değerlendirmeler
NST
Bebek hareketleridir.
Bunlardan ilk ikisi hekim tarafından incelenirken bebeğin hareketleri
anne adayı tarafından değerlendirilmelidir. Bebeğin hareketlerindeki ani
azalma durumunda bu bebeğin sıkıntıya girdiğinin bir ifadesi olabilir.
Bu durumda gebe hekimini bilgilendirmelidir.
Ayrıca bebeğin “biyofizik profil skorlaması” yapılır. Biyofizik skorlama;
ultrasonda rahim içindeki bebeğin aktif bazı hareketleri ve amniyon
sıvısının miktarı yanısıra NST bulgularının hep birlikte
değerlendirilerek skorlanmasıdır. Bebeğin sağlığını gösteren önemli bir
kriterdir.
Özetle, biyofizik profil skorlaması; gebeliğin ultrason görüntülemesi
ile NST bulgularının birlikte değerlendirmeleridir. Teşhiste tek bir
yöntem yerine kombine olarak düşünülerek karar verilmelidir.
• NST (Non-Stres Test, Kardiyotokografi)
NST, özellikle son yıllarda gebelik takiplerinde vazgeçilmez bir yöntem
haline gelmiştir.
Kardiyotokografi (kardiyo=kalp, toko=rahim kasılması) veya kısaca "toko"
adı verilen cihazla bebeğin kalp atışlarının seyrini, bebek
hareketleriyle ve varsa kasılmalarla olan ilişkisini temel alarak
bebeğin iyilik halini değerlendiren bir testtir. Doğum eylemi esnasında
da aynı amaçlarla kullanılır.
”Prob” olarak tabir edilen ve gebenin karnı üzerine sabitlenen iki alıcı
ucu vardır. Problardan biri rahmin kasılmalarını (uterin kontraksiyon)
diğeri ise bebeğin kalp seslerini algılar. Algılanan kasılmalar ve kalp
sesleri cihaz tarafından bir grafik kağıt üzerine aktarılır.
Yaklaşık 20 dakika süren bu işlem sırasında gebelerden, bebeklerin her
hareketlerini hissettiklerinde ellerine verilen küçük bir butona
basmaları istenir. Böylelikle; bebeğin kalp atım hızı ve reaktivitesi
(atım hızındaki değişkenlikleri), rahimdeki kasılmalar ve bebeğin
kalbinin bu kasılmalara verdiği cevaplar hekim tarafından
değerlendirilerek bebeğin sağlığı hakkında dolaylı bir bilgi elde
edilmiş olur.
Bebek hareketlerini hisseden gebe elindeki butona basar.
Kalp atımları ve rahim kasılmaları aynı anda bir grafik kağıt üzerine
basılır.
Üst kısım kalp seslerine, alt kısım ise rahim kasılmalarına aittir.
NST özellikle gebeliğin son aylarında bebeğin sağlığını gösterdiği gibi
doğum sırasındaki monitörizasyonda (izlemde) da son derece önemlidir.
Riski olmayan gebeliklerde, NST uygulamasına 37. gebelik haftasından
sonra haftada bir, 40. gebelik haftasından sonra ise 3 günde bir
tekrarlanması önerilir.
NST işlemi öncesi annenin karbonhidrattan zengin diyetle karnını
doyurarak tok olması önerilir. Uygulamanın, bebeğe hiçbir olumsuz etkisi
yoktur.
NST özellikle anne adayının bebek hareketlerinde azalma olduğunu ifade
ettiği durumlarla, kasılmaların varlığından şüphelenildiği anlarda
kullanıldığında oldukça değerli bilgiler sağlar. Bu şekilde doğum
eyleminin başlayıp başlamadığı, bebeğin içeride sıkıntıda olup olmadığı
indirekt olarak anlaşılabilir.
• Renkli doppler ultrasonu
Renkli doppler ultrasonografi, son yıllarda giderek daha fazla uygulama
alanı bulmaktadır.
Özellikle anne adayının risklerinin belirlenmesinde ve bebeğin sağlık
durumunun değerlendirilmesinde kullanılmaktadır.
Doppler ultrasonunda özetle bebeğe giden kan akımına bakılır. Üstteki
resimde erken bir gebelikte bebeğe giden kan akımı renki doppler
ultrasonu ile izlenmektedir.
Kan akımının bozulması (azalması veya geriye kaçması) durumlarında bebek
hayatı riske girer. Damarlardaki direnç artışı kan akımındaki azalmayı
ifade eder.
Ayrıca bebekle plasenta arasında göbek kordonu içerisindeki umbilikal
arter, umbilikal ven ve bebeğin beyin damarlarındaki dalga
şekillerindeki bozukluklar, bebekteki dolaşım bozukluğunu saptayabildiği
gibi şiddetini de belirleyebilmektedir.
Doppler ultrasonda dolaşımsal bozukluk tespit edildiğinde daha sonraki
dönemlerde bebeğin durumunda kötüleşme riski artmıştır. Özellikle
preeklampsi (gebelik zehirlenmesi) veya bebeğin rahim içi gelişme azlığı
(IUGR) gibi durumlarda damarlardaki direnç artışı gidişatın olumsuz
yönde olduğunu gösterir.
Gebeliğin 12-14. haftalarında yapılan “Ductus venosus doppler”i bebekte
başta kalp anomalileri olmak üzere Down sendromu gibi bir takım kromozom
bozukluklarının erken teşhisinde umut vermektedir.
• Kan biyokimyası, Tam kan sayımı, Tam idrar tahlilleri, Hbs Ag, Anti
Hbs, HCV, HIV, TORCH tetkikleri tekrarlanır. Doğum öncesi doğuma veya
olası sezaryene hazırlık amacıyla bu testler tekrar gözden geçirilir.
Sezaryen planlanıyorsa bu tetkik sonuçları anestezi açısından da
önemlidir.
• Doğum konusunda bilgilendirme
Günü yaklaşan anne adayına doğumla ilgili detaylı bilgiler verilir.
39-42. haftalar arası izlem
• Ultrason (gerekirse biyofizik profil)
• NST
38-40. haftalar arası haftada bir, 40.haftadan sonra ise 3 günde bir
uygulanması önerilir.
NST’si normal(reaktif) olan 1000 gebenin 997’sinin bebeklerinde ilk üç
gün içinde hiçbir problem ortaya çıkmadığı izlenmiştir. Fetal iyilik
durumunun izlenmesinde NST oldukça önemli bir yere sahiptir.
• Vajinal muayene (tuşe)
Vajinal (pelvik) muayene “tuşe” adını alır. Amaç kalça kemiğiyle (pelvis)
ve rahim ağzının (cervix) değerlendirilmesidir. Bu şekilde pelvis
girimi, kemik çıkıntılar, pelvis çatısı ayrıntılıca değerlendirilir.
Bunun yanısıra rahim ağzına (cerviks) da bakılır.
Doğum işaretleri konusunda gebe bilgilendirilir.
40. haftadan sonra ise gebenin doğuma kadar haftada iki kez görülerek
değerlendirilmesinde yarar vardır.
42. haftaya kadar doğumu başlamayan gebeler ise hastaneye yatırılarak
doğurtulmalıdır. Çünkü bu haftadan sonrası “Gün aşımı (Surmaturasyon,
posterm)” gebeliği olarak değerlendirilir ve bebeğin içeride sıkıntıya
girme riski oldukça artmıştır.
Gebeliklerin risklerine göre bu testler yer değiştirebilir, izlemler
daha sıklaştırılabilir veya daha ayrıntılı testler istenebilir.
Bebeğin sağlığı her zaman için tek bir yöntemle değil, sayılan tüm bu
testlerin bütününün sonucunda değerlendirilmelidir.
kaynak:www.eserdag.com
Reklamlar












